| | Üretsiz Blog oluştur

guitarx

 

ünlü gitarcılar

Lars Johann Yngwie Lannerback(Malmsteen)

İlk yılları ve gitarla tanışması...
Lars Johann Yngwie Lannerback, 1963 Haziran'ında 1963'te İsveç-Stockholm'de doğdu. Annesi ile babası Yngwie doğduktan bir süre sonra boşandı. Annesi, ağabeyi ve ablasıyla özgür bir çocukluk geçirdi. Azgın, kural tanımaz, vahşi bir çocuktu Yngwie.

Daha birkaç yaşındayken piano ve trompet dersleri aldıysa da bu çok uzun sürmedi. Annesi 5 yaşına geldiğinde ona bir akustik gitar aldı. Yngwie gitardan da pek hoşlanmadı ve onu bir köşeye atıp elini bile sürmedi. Ancak 18 Eylül 1970 günü tavanarasındaki bu gitar hayatının en önemli parçası haline geldi. O gün Jimmy Hendrix ölmüştü ve televizyonlarda Jimmy Hendrix belgeselleri, konserleri yayınlanıyordu.

Yngwie, Hendrix'in saatler süren feedback şovlarını, gitarını yakmasını dehşet içinde seyretmiş ve gitarı yeniden keşfetmişti. Bir efsanenin öldüğü gün, başka bir efsanenin doğum günü olmuştu.İlk gitarları sırasıyla eski bir Mosrite ve ucuz bir Stratocaster'dı. Büyük bir azimle, başta Deep Purple olmak üzere zamanın gruplarının müziklerini çalmaya, müziğin sırlarını keşfetmeye çalışıyordu. O zamanlar en büyük ilham kaynağı klasik müzik tarzında sololar çalan Richie Blackmore'du. Klasik müzikle ilgilenmesinde ablasının payı büyük olmuştu. Böylece "Malmsteen" tarzı gitar tekniği oturmaya başlamıştı. Her gün saatlerce çalışıyor, çoğu zaman da gitarın başında uyuyakalıyordu.

Teenager yılları...
10 yaşına geldiğinde annesinin kızlık soyadı olan "Malmsteen"i adının sonuna ekledi. Müzik üzerine çok fazla yoğunlaştığı için okula gitmemeye başladı. Okula gittiğinde sürekli problem çıkarıyor, insanlarla kavga ediyordu. Ancak en sevdiği iki ders olan "İngilizce" ve "Sanat"da çok başarılıydı. Müzikte inanılmaz yetenekli olduğunu farkeden annesi çoğu zaman onun evde kalıp müzik ve gitarlarla uğraşmasına göz yumuyordu. Böylece küçük yaşlarda başlayan müzik çalışmaları büyük hızla devam ediyordu.
Aklı bir taraftan Jimmy Hendrix tarzı rockgitarda, bir taraftan da klasik müzikte olan Yngwie bu iki müzik tarzını nasıl birleştireceğini düşünüyordu. Bir gün televizyonu açtığında Rus kemancı Gideon Kremer'in Paganini'nin 24 caprice'ini çaldığını gördü ve gitar tarzını nasıl şekillendireceğine dair fikirler oluştu kafasında.15 yaşında okuldan ayrılıp bir gitar tamir dükkanında çalışmaya başladı. Bir gün dükkana perdeleri scallope olan 17. yüzyıla ait bir kopuz geldi. Yani perdelerin yüzeyi düz değil, iç bükey olarak oyulmuştu. Bu onu ilginç geldi ve aynı şeyi kendi gitarları üzerinde denedi. Sonuçtan çok memnun kalmıştı.

O günlerde çalıştığı gruplarda uzun, hızlı gitar soloları çalarak ABBA dinlemeye alışkın İsveç'li dinleyicilerin sabrını zorluyordu.

18 yaşına geldiğinde yapılan testlerde zekası çok yüksek çıktığı için ordu tarafından subay olarak askere alındı. Ancak kendisi silahı şakağına dayayıp "orduya hizmet edeceğime ölürüm daha iyi" diye bağırınca paketleme bölümüne gönderildi.

Arkadaşlarıyla hazırladığı demolar İsveç'li plak şirketleri, televizyoncular, radyocular tarafından ilgi görmediğinden Yngwie müziğe devam edebilmesi için İsveç'ten ayrılması gerektiğinin farkına vardı.

Amerika'ya göç...
O sırada demolardan biri Guitar Player yazarlarından Mike Varney'in eline geçti. Varney aynı zamanda plak şirketi Shrapnel Music'in kurucusu. Yngwie'yi gruplarından Steeler'ın gitaristi yapıp onu Los Angeles'a getirdi.

Steeler, Yngwie'nin "Hot On Your Heels" adlı parçanın başında çaldığı soloyla tanındı. Malmsteen bir süre sonra solist Graham Bonnett'in kurduğu, Rainbow tarzı müzik yapan Alcatrazz adlı gruba transfer oldu.

İlk albümler: Rising Force ve Trilogy
İlk solo albümü "Rising Force" Billboard'da 60 numaraya kadar yükseldi. Bu albümün çıkmasıyla "neo-classical rock" da doğmuş oldu. Albümün diğer başarıları:
Grammy: En iyi enstrümantel rock performansı
Yılın genç yeteneği
En iyi rock gitaristi (bu ödülü sonraki yıl aldı)
En iyi albüm (Rising Force)

1986'da Trilogy albümü piyasaya çıktı. Hala Malmsteen'in en beğendiği albümlerden birisidir.

Trafik kazası...
1987'de ciddi bir trafik kazası geçirdi. Jaguar'ını hızla ağaca çarptı ve kafasını şiddetli bir şekilde direksiyona vurdu. Beyninde oluşan kan pıhtısı sağ eline giden sinirlere büyük zarar verdi. Sağ elini hiçbir zaman kullanamayacağı, yani gitar kariyerinin bittiği düşünülüyordu.

Ancak yılmadı ve elini kurtarmak için yoğun bir fizyoterapi progr***** başladı. Bu sırada hayattaki en büyük ilham kaynağı olan annesinin öldüğünü haber aldı. Ayrıca maddi sıkıntıya düştü ve hastane masrafları ödemekte zorlandı. Ama kendini bırakmadı, elini iyileştirdi ve çalışmalarına geri döndü.

Odyssey
Sounuçta "Odyssey" gibi unutulmaz bir albüm ortaya çıktı. Albümün tanıtımı için çıktığı Odyssey turnesiyle dinleyici kitlesini oldukça genişletti. 1989'da Rusya'da verdiği Moskova ve Leningrad konserleri inanılmaz ilgi gördü. Bu konserlerde kaydedilen "Live in Leningrad / Trial By Fire" video-albümü iyi satış rakamlarına ulaştı. Turneden sonra Rising Force dağıldı.

Miami-Florida'ya yerleşip İsveç'li arkadaşlarıyla yeni bir grup kurdu. Solist Goran Edman (John Norum'un eski solisti), basist Svante Henryson (Senfoni orkestra basçısı), tecrübeli stüdyo klavyecisi Mats Olausson ve baterist Michael Von Knorring'den oluşan grup İsveç dışında pek tanınmayan ama kaliteli müzisyenlerden oluşuyordu.

Eclipse...
Yeni grupla hazırlanan "Eclipse" albümü, Polygram'ın yeterli desteği göstermemesi nedeniyle Amerika'da çok fazla satmadı.

Ancak Japonya ve Avrupa'da altın, platin plaklar kazanması, Rising Force grubunu geride bırakmanın ne kadar doğru bir karar olduğunu gösterdi. Amerika'daki bu başarısızlık Malmsteen ile Polygram'ın yollarını ayırdı. Bu arada menejer değişikliği de yapıldı. Yeni menejer Nigel Thomas 1991'de Malmsteen'in Elektra Records ile anlaşmasını sağladı.

Elektro Records...Fire & Ice...
Elektra Records etiketi altında çıkan ilk albüm "Fire & Ice" ticari olmaktan uzak kaliteli parçalardan oluşuyordu.

Bu albümde Malmsteen hayatı boyunca yapmak istediği senfoni orkestrasıyla çalma hayalini gerçekleştirdi.

Bach'ın "Orchestral Suite No. 2" sinden "Badinerie", albümün parçalarından "No Mercy" nin içine yerleştirildi. Diğer bir orkestra çalışması da "Cry No More"un solo bölümünde yer alıyordu. "Fire & Ice" çıktığı gün Japonya'da 100,000 sattı ve 1 numaraya yerleşti. Avrupa ve Asya'da da başarılı olan albüm altın ve platin plaklarla ödüllendirildi.

Şanssızlıklar...
1992'de Miami'ye dönen Malmsteen, yeni çalışmalar öncesi inzivaya çekildi. Ancak yine şanssızlıklar peşini bırakmadı. 1992'deki Andrew kasırgası Miami'yi dümdüz etti, ardından 1993'te 4 yıllık menejeri Nigel Thomas kalp krizinden hayatını kaybetti. 1993 Şubat'ında Elektra Records Malmsteen ile olan anlaşmasını iptal etti. Haziran'da tuhaf bir kaza geçirerek elini kırdı. Ağustos'ta ise yanlış bir tutuklama olayıyla dünya basınına yansıdı Malmsteen.

1993-Yeni plak şirketi, yeni projeler

Aynı yılın Eylül ayında Malmsteen davadan beraat etti ve Ekim ayında eli tamamen iyileşti. Ardından Japon Pony Canyon adlı plak şirketiyle anlaşma imzalandı. Malmsteen, solist Michael Vescera (Loudness'ın eski solisti), baterist Mike Terrana (Tony McAlpine'in eski davulcusu) ve klavyeci Mats Olausson ile tekrar stüdyoya girdi. Bu kez bas gitarı kendi çalıyordu. Konserler için anlaşılan bas gitarist L.A.'den Barry Sparks'dı.

1994 - Pony Canyon ile İlk Albüm: "The Seventh Sign"

Çıkılacak dünya turunun çalışmaları 3 Şubatta başladı. Aynı ayın 18'inde beklenen albüm "The Seventh Sign" Japonya'da piyasaya çıktı. Albüm, agresif müzik tarzı ile Malmsteen'in ilk albüm çalışmalarından Marching Out'u andırıyordu. "The Seventh Sign" uluslararası listelerde bir numaraya yerleşti ve Japonya'da üç platin plakla ödüllendirildi. Albümün Avrupa ve Amerika'daki dağıtımını üstlenen CMC International Records iyi çalıştı ve Malmsteen'in sesini tüm dünyaya duyurdu. Japonya'da verilen kapalı gişe konserlerinin ardından albümün tanıtımı için Avrupa ve Amerika'da sahneye çıktı.

O sıralarda çok yüksek popülaritesi olan grunge akımı yüzünden Amerika'da hakettiği başarıyı yakalayamasa da, Japonya ve Asya'da eski Malmsteen albümlerinin bile yüksek miktarlarda satılmasını sağladı "The Seventh Sign". Pony Canyon bunun üzerine aynı yılın Eylül-Ekim aylarında Malmsteen'in iki mini albümünü daha yayınladı: "Power and Glory"(bu mini albümde Malmsteen'in Japon güreş şampiyonası Takada için yazdığı parça da yer alıyordu) ve "I Can't Wait" (önceden yayınlanmamış iki parçası ve Tokya-Budokan konserinden pekçok canlı performansdan oluşuyordu). Bu arada Budakon şovu CMC'nin önderliğinde tüm dünyada home video olarak yayınlandı. Neredeyse bir yıl süren turnenin ardından Kasım-1994'de Malmsteen dinlenmek üzere evine döndü.

1994-Stüdyo yenilendi, yeni albüm çalışmaları başladı...
Aralık 1994'te Miami'deki stüdyoda tadilat başladı, yeni mixer, yeni kayıt cihazları, monitörler yerleştirildi. Sonraki albüm "Magnum Opus"un piyasaya süreleceği tarih belirlendi: Haziran-1995. Albümü yine Japon Pony Canyon firması hazırlayacaktı. Dağıtım kapasitesinin düşüklüğü nedeniyle Avrupa-Amerika dağıtımını yapan CMC ile çalışmaktan vazgeçtiler. Master kayıtlar Japonya'ya gider gitmez Pony Canyon CMC'nin yerine çalışacakları şirketin araştırmalarına başladı.1995-Magnum Opus

Magnum Opus çıktıktan sonra Japonya'nın 17 şehrinde konser veren Malmsteen inanılmaz ilgi ve büyük kalabalıklarla karşılandı. Japonya'nın ardından İngiltere ve Avrupa'ya geçtiler ve iki ay boyunca Avrupa'lı dinleyicilerine çaldılar. Ancak turnenin ortasında solist Michael Vescera'nın ağır bronşit olup 5 konserde sahneye çıkamaması Malmsteen'i güç durumda bıraktı. Vencera'sız konserlerde solistlik görevini Malmsteen üstlendi. Sesine uymayan parçalar çıkartılıp, yeni bir playlist hazırlandı. İyileşen Vencera Almanya'da gruba dahil oldu ve içinde Saxon'un da bulunduğu 4 grupla festivale katıldılar. Yılbaşına doğru turne sona erdi ve Malmsteen evine döndü.

1996-Inspiration

Ocak ayında stüdyosu "Studio 308" i yeni bir proje için aralarında Joe Lynn Turner, Jeff Scott Soto, David Rosenthal, Marcel Jacob, Mark Boals'ın da bulduğu ünlü müzisyenlere açtı. Malmsteen'in uzun yıllardır aklından çıkmayan bir proje vardı: Gitarının ve bestelerinin ilham kaynağı parçalardan bir albüm yapmak. Böyle bir albümde tabiki Deep Purple, Rainbow, U.K., Kansas, Scorpions, Rush, Jimi Hendrix gibi efsane grupların parçaları yer alacaktı. Eski arkadaşlar Johansson kardeşlerin davul ve bazı keyboard partisyonları ortaya çıkarmasıyla "Inspiration"(ilham) albümü şekillenmeye başladı. Nisan ortalarında albümün master kayıtları tamamlandı. Albüm kapağında Japon sanatçı Asari Yoda'nın çizdiği resimler yer aldı. Yoda resminde cover yapılan parçaların sahibi gruplara yer verdi. Magnum Opus'taki grup dağıldığı için yeni bir grup kurdu. Klavyede yine Mats Olausson yer alıyordu.

Diğer elemanlar ise Live in Leningrad projesinde beraber çalıştığı basist Barry Dunaway, Trilogy albümündeki solist Mark Boals ve Ozzy, Whitesnake, Pat Travers gibi ünlü gruplarda çalmış davulcu Tommy Aldridge.Yeni grupla Inspiration turnesine çıkıldı.

İlk ayak Brezilya ve Arjantin konserleri büyük ilgi gördü. Azgın kalabalıklara çaldılar. Güney Amerika'dan sonra Amerika, Japonya ve Avrupa'ya gittiler. İlgi büyüktü. Malmsteen İlgiltere'de kısa bir süre kalıp arkadaşı Uli Jon Roth ile zaman geçirdikten sonra Aralık-1996'da Miami'ye geri döndü.

1997- Concerto Suite for Electric Guitar and Orchestra in Eb minor, Op. 1
Hayat boyu en büyük hayallerinden biri kendi yazdığı elektrogitar konçertosunu senfoni orkestrasıyla birlikte çalmaktı. Nihayet bu projenin çalışmalarına başladı. Studio 308'de yaptığı yoğun çalışmalar sonucunda Haziran 1997'de "Concerto Suite for Electric Guitar and Orchestra in Eb minor, Op. 1" ortaya çıktı.

Yngwie J. Malmsteen'e kuruluşunun 100. yılını kutlayan ve dünyanın en prestifli orkestralarından biri olan "Çek Filarmoni Orkestrası" eşlik etti.

Kayıtlar Prag'da üç gün sürdü ve orkestrayı Atlanta Senfoni Orkestrası'nın şefi Yoel Levi yönetti. Böylece Malmsteen'in büyük hayali gerçek oldu. Ancak piyasaya sürmek için 1998'i beklediler. 1998-Facing the Animal

Prag'dan gelir gelmez stüdyo albümü "Facing the Animal" üzerinde çalışmaya başladı. Davulda yılların tecrübesi Cozy Powell yer alıyordu. Hırslı ve güçlü diye tanımlanan albüm hem eleştirmenlerden hem de dinleyiciden tam not aldı. Albümün Japonya dışındaki dağıtımını güçlü plak şirketi Mercury üstlendiğinden tanıtımı başarılıydı. Malmsteen ile pek çok röportaj yapıldı, albüm müzik basınında sıkça yer aldı.

1998'in Mart ayında ilk çocuğu Antonio Yngwie Johann Malmsteen Miami, Florida'da dünyaya geldi. Bu sırada Malmsteen ve eşi April Facing the Animal'ın tanıtımı için turneye çıkmak üzereydiler. Böylece Antonio 3 aylıkken pasaportunu alıp ilk turnesine doğru yola çıktı. Bu sırada acı bir haber aldı: Davulcu Cozy Powell İngiltere'de korkunç bir trafik kazası geçirip hayatını kaybetmişti. Çok üzülen Malmsteen kısa sürede toparlandı ve Powell'ın yerine Jonas Ostman'ı alarak Japonya, Güney Amerika, Avrupa ve İngiltere'den oluşan dünya turnesine devam etti. Brezilya'da verdiği kapalı gişe konserler sırasında bir konser video ve CD'si kaydedildi: "Yngwie Malmsteen LIVE!!". Mercury/Polygram'ın Seagram'a satılması ve tanıtımın kötü olması yüzünden turnenin Amerika ve Kanada ayakları oldukçü başarısız geçti. Turnenin ardından ailesiyle Miami'ye dönen Malmsteen şu sıralar babalığa alışmaya çalışıyor...
Etiket :
GaMzE_ŞiRaNlI
23 Ağustos 2008
10:54
Yorumlar :0
 
 
 
 

Gitar Nedir Ve Gitarın Tarihi

Gitar Nedir ve Tarihi

Gitarı andıran bir enstrumanın 1500' den önce,Rönesans sırasında Avrupanın Akdeniz bölgesinde var olduğu bilinmektedir. 13. 14 yüzyıldan kalma betimlemeler
kuş tüyü bir pena ile çalınan "8" şeklinde bir enstrümanın varlığını gösterir. Yine bu döneme ait bazı kaynaklar guittara latina adlı bir latin gitarından bahseder. Gitar için müzik içeren ilk kitapların tarihi 16. yüzyıla kadar uzanır. Bu kitaplarda her üç veya dört teli de "ünison" (aynı sese) bir biçimde akort edilen çiftlerden oluşmak üzere, dört telli bir Gitardan söz edilir.

En alt tel bazen bir oktavlıkbir aralıkla akort edilirken, en üst tel çoğunlukla tektir 16. yüzyılda beş telli Gitarlar da ortaya çıkmıştır İlk gitarlarda sap kafası düz bir şekilde yerleştirilmişti ve akort burguları "friction pegs" arkadan ayarlanıyordu. Bu tip Gitarın klavyesi enstrümanın göğsü ile aynı seviyedeydi ve sekizle on arasında bağırsak ile bağlanarak yapılmış perdeleri "fret" vardı Gövdesi bugünün standartlarına göre daha küçük ve daha az kıvrımlıydı. Sırtı bombeli veya düzdü ve ses deliği "soundhole" dekoratif bir parşömen veya Ağaç işlemeyle kaplanmıştı. Bu tip gitarın kırılgan yapıda olması, değişen modalar, farklılaşan akortlama şekilleri ve metal tellerin kullanımı pek çok enstrümanın yok olmasına veya değişime neden olmuştur.

Klasik Ve Akustik Gitarlar
Klasik ile akustik gitar arasindaki temel fark tellerindedir. Klasik Gitarda ince teller naylon (misina) dan yapilmistir. Kalin teller ise sargilidir. pek üzerine çelik sarimlidirlar Akustik gitarda ise teller tamamen çelikten yapilmistir Tel takiminin incelegine kalinligina göre bazen degisse de genel olarak kalin 4 tel çelik üzerine çelik sarml, ince 2 tel ise sarimsiz çeliktir
Teknik olarak klasik gitarlar parmaklarla, daha dogrusu trnaklarla akustik gitarlar ise pena ile çalinirlar Ancak bu bir kural degildir Bazi gitaristler klasik gitari penayla, akustik gitari parmakla çalarlar. Her iki gitarin da klavye düzenleri ayndr yani notalar ayn sekilde dizilmislerdir.

Klasik ve akustik gitarlar tarz olarak da oldukça farkldrlar. Genelde klasik Gitarla klasik gitar için yazlms parçalar çalnr Klasik gitarin kullanildigi diger tarz ise flamenko'dur Akustik gitarlar genelde rock blues jazz ve bunlarin turevleri müziklerin harmonik yapilarinda yer alirlar Yani akorlardan sorumludurlar Tabi bu arada basta fill'ler (doldurmalar) olmak uzere solo gitar olarak da çokça kullanilirlar Bunun yaninda akustik gitar için pek çok teknik de gelistirilmistir

Elektro Gitar
Elektrogitar çok basit bir tanimla tellerin titresimini gövdesinde bulunan manyetikler sayesinde elektrige çeviren ve böylece amplifikatöre baglandiginda yüksek miktarda ses alinabilen gitardir Diger gitarlar gibi elektrogitarlar da sap, gövde ve bas olmak üzere üç ana bölümden olusur.
Bu arada bazi elektrogitarlarda bas bulunmayabilmektedir Gitarda gövde manyetikleri sesin tonu ve seviyesini ayarlayan kontrol devrelerini içeren ve tellerin bir ucunun baglandg bölümdür

Teller köprü ad verilen metal bir donanm üstünden geçerek ya gövdeye dogrudan ya da köprünün kendisine baglanmaktadir. Tellerin hemen altinda, köprüyle sap arasinda yer alan, tellerin Mekanik titresimini elektrige çeviren manyetikler, gövdenin içine yerlestirilen Elektronik ses-ton kontrol devresine baglidir.
Bu devre manyetiklerden gelen sinyalin, amplifikatöre gitmeden önce tonunda ve ses seviyesinde deisiklik yapmak için kullanilir.

Ayrica yine gövdedeki manyetik seçici anahtar, sesin rengini deitirmek için istenilen manyetik veya manyetiklerin seçilmesini saglar. Gövdenin sapla birlestigi yerin alt taraf, sapin gövde içindeki perdelerine kolay ulasilmasi için, içeri dogru oyuk olarak yapilabilir (Single Cutaway). Bazi gitarlarda bu oyuk hem altta hem de üstte olabilmektedir (Double cutaway). Gövdenin sekli, gitar oturarak veya ayakta çalinirken en iyi dengeyi saglayacak sekilde tasarlanir.

 

Etiket :
GaMzE_ŞiRaNlI
23 Ağustos 2008
10:52
Yorumlar :0